YÜKLENİYOR

Ara

BERFİN SILA KEPEZ: “KOCAYI’DAN SİZLERE MESAJ GETİRDİM!”

Paylaş

O, sırtındaki gülücük çantasıyla modern bir seyyah misali yola düşüp, insanları ve kültürlerini yakından tanımaya çalışan bir halk bilimi sevdalısı aslında. Bilmeyenler için söyleyelim. O, Elma Çocuk’tan çıkan Bal Gibi kitabından tanıyıp çok sevdiğimiz Berfin Sıla Kepez’den başkası değil elbette. Masalı bir araç, halk bilimsel öğeleri de amaç olarak belirlediğini söyleyen Berfin Sıla Kepez ile ikicaybiriacik okurları için bir araya gelerek hem kitabın yaratım sürecini hem de Kocayı’dan okurlarımıza getirdiği mesajı sorduk. Siz de bu keyifli söyleşide bize eşlik etmeye ne dersiniz?

SÖYLEŞİ: EBRU ALTIN ÇAPÇI

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Berfin Sıla Kepez kimdir?

Masal anlatıcılığına emek vermiş, aynı zamanda anlatıcılıkla ilgili akademik çalışmalar yapmış ve yapmaya da devam eden, sırtındaki gülücük çantasıyla Anadolu’yu gezmeyi sevmiş ve onunla da yetinmeyip ülke ülke dolaşarak insanları ve kültürlerini yakından tanımaya çalışmış bir halk bilimi sevdalısıdır.

Bal Gibi, bir çırpıda okuduğumuz tam da adına yakışır nitelikte bir kitaptı açıkçası. Sevgili anneanneniz ve anneniz başta olmak üzere eşsiz gülüşlerinde hayatı saklayan tüm kadınlara armağan ettiğiniz bu kitabın çıkış noktasından okurlarımız için bahseder misiniz?

Öncelikle çok teşekkür ederim. Bal Gibi kitabının çıkış noktası; halk bilimci olarak duyduğum endişelerim ve kültürel değerlerin aktarımına ufak da olsa katkı sağlama isteyişimdir. Kitapta aktarmak istediğim önemli unsur geleneksel bir çocuk oyunu olan Hostik oyunuydu. Masalı bir araç, halk bilimsel ögeleri ise amaç olarak belirlemiştim. Oyun odaklı düşüncelerimin ışığında ise bir soru dans etmişti kafamda: Bu oyunu ilk kim uydurmuştur? Derken… Soru evrildi, çevrildi ve şu soruya dönüştü: Peki ya olağanüstü bir dünyada, bu oyunu ilk kim uydurmuştur?

ÖZELLİKLE KOCAYI BENİM İÇİN ÖZEL BİR YERE SAHİP

Geleneksel bir çocuk oyunu olan Hostik özellikle Sinop yöresine özgü oyunlarımızdan biriymiş. Siz çocukluğunuzda hiç bu oyunu oynamış mıydınız?

“Hostik Oyunu” adı altında olmasa da benzer oyunları oynamışlığım olmuştu. Çam kozalaklarını toplardık ve top şekline getirip kazılan üç büyük çukura belirli bir mesafeden atmaya çalışırdık. Ancak masal kitabımızdaki tarifiyle ve bazı bölgelerde de “Hodak Oyunu” olarak bilinen Hostik oyununu çocukluğumda hiç oynamadım. Kim bilir, belki de dünya iyileşince okurlarımızla oynama fırsatı da yakalarım…

Birbirine düşkün 3 kardeş Hosayı, Tikayı ve Turtayı’nın hikayesini okurken içimiz adeta sıcacık oldu. Hele de dede Kocayı’nın küçük Turtayı’ya “hayal et” diyerek desteklemesine bayıldık. Laf aramızda sadece küçük okurlarınız için değil yetişkinler içinde oldukça güzel bir örnek. Peki siz de Turtayı gibi sıkıştığınızı hissettiğiniz zamanlarda hayallerinizin sesine kulak verir misiniz?

Bu sıcaklığı hissetmiş olmanıza çok sevindim. Özellikle dede rolündeki kocayı benim için çok özel bir yere sahipti. O, rahmetinin bol olmasını dilediğim kendi dedemdi. Belki de gerçekten dedemin sesini işitmiştim yazılarımı yazarken, kim bilir… Sorunuzun cevabı içinse şunu söyleyebilirim. Hayallerimin sesine sıkıştığım zamanlarda kulak vermiyorum. Çünkü zaten hayallerimle “yaşıyorum”. Onlar, her daim benimle. Öyle ki sıkıştığım zamanlar hayallerime değil, mantığıma danışıyorum. 🙂

YAZMAK BENİM İÇİN BÜYÜDÜKÇE RAHATLATICI BİR TERAPİYE DÖNÜŞTÜ

Çocuklar için kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?

Yazmak benim için çocukluğumdaki en eğlenceli etkinlikti. Bu eğlenceli etkinlik, büyüdükçe rahatlatıcı bir terapiye dönüştü. Şiirler, denemeler, öyküler… Onların verdiği rahatlığın yetkisine dayanarak, yazmanın yanı sıra anlatmak da ilgimi çekti. Masal anlatmak! Ve ilginç olan, masal anlattığım dönemlerde tekrar yazma isteğimin şiddetlenmesiydi. Bu defa masal yazmalıyım, dedim. Masal anlatıcılığına başladığım 2012 senesinde ise içli dışlı olduğum çocuklar için kitap yazma fikri de ete kemiğe bürünmek için can atmaya başlamıştı. Böylece tekrar çocukluğuma dönecek, şimdiki yaşımla çocuk yaşımdakilerle buluşacaktım.

Bal Gibi’yi yazarken en çok dikkat ettiğiniz şey neydi?

En çok dikkat ettiğim şey; halk bilimsel ögelerin aktarımıydı. Bunun yanında ise bayramların birleştirici gücü, kardeşin kardeşe gösterdiği sevgi ve destek, aile bağları, hayal gücünün keşfi, hayal kurabilecek kadar cesur olabilmek, bakmaktan ziyade görebilmek, görmekle birlikte kendini gösteren yaratıcılık ve sizin diğer bulduklarınız…

Sizce iyi bir çocuk kitabı nasıl olmalıdır?

Dil ve anlatım yönlerine, çocukların anlayış gücüne uygun kavramlara ya da içeriklere değinmeden, bu iddialı soruya naçizane bir cevap vermek isterim: Çocuk kalplere dokunabilmeli. Sözün özü; onların geleceğin yetişkini olacağı unutulmadan, yazılan her harfi sevgiyle örmeli…

Ufukta yeni bir kitap macerası olacak mı?

Yeni kitap maceramız pek yakında sizlerle kavuşmayı bekliyor. Ben de öyle… Şimdilik masal fırınına vermek üzereyiz. Umarım çıktığında afiyetle yer, yeniden sohbet ederiz.

Son olarak okurlarımız için bir şey söylemek ister misiniz?

Tam da şimdi, Kocayı “hayal edin” diye mırıldanarak yanıma geldi. Okurlarımıza şunu söylememi istiyor. Evrende var olan tek gerçek şeyin sevgi olduğunu unutmadan, cesur olmamız gerektiği. Çünkü en güzel hayaller, ancak cesur kalpler tarafından kurulurmuş.

Etiketler

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *