YÜKLENİYOR

Ara

Burcu Ekonomi’den “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” Analizi

Paylaş

Yazı: Burcu EKONOMİ
@okurmuyuz

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, ilk baskısı 1930 yılında yapılmış Peyami Safa’nın otobiyografik romanı, ayrıca en fazla basılan ve beğenilen eseridir.

1915 yıllarında yaşayan ve kemik veremi hastalığı sebebiyle birkaç kez ameliyat olan 15 yaşındaki genç, doktorunun tavsiyeleri nedeniyle daha iyi bakılmasının mümkün olduğu bir akrabasının Erenköy’deki yalısında kalmaya başlar. Burada çocukluk arkadaşı Nüzhet ile aralarındaki bağ güçlenir. Ancak Nüzhet’e çıkan talibe karşı takındığı tavır ve fikirleri, aile tarafından pek hoş karşılanmadığı için iki gencin arasına mesafe koyulur.

Umut, umutsuzluk, hasta olan uzvun dayanılmaz ağrıları ve gençlik sancıları bu gencin hastalığını günbe gün kötüleştirir. Adını da gencin son sevk edildiği birim olan dokuzuncu hariciye koğuşundan alır.

Birbirimize açıldıkça, kapanıyorduk.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, peyami safa

Peyami Safa’nın da çocukluğundan izler taşımasından dolayı bence roman daha da değer kazanıyor. “Hasta genç” diye tabir etmem bir gizem değil, aksine romanda da bu şekilde bahsediliyor olmasından dolayıdır. Günümüz modern yazılarını okumaya alışkın olan gözlerim açıkçası eski Türkçe kelimeleri okurken epeyce zorlandı. Çocukcağız sancılar içerisinde kıvranıp muayene olurken, durumunu teşhis eden doktorun yüzüne baka baka bacağını kaybedebileceğini söylediği anlarda ise oldukça zorlandığımın altını çizmek isterim.

Henüz hayatının baharında, yaşamının başında birinin bacağı gibi önemli bir uzvun kaybı sözkonusu olduğunda neler hissettiğini- kendi kaleminden, güncesini – okurken insana dair düşüncelerim derinleşti. Ufakta olsa bir insan hikayesinin kurgusundan böylesine etkilenmek dahi çoğu zaman mutlu ediyor beni. Ardından doğuştan engeli olan ya da sonradan tıbbi hatalar sonucunda uzuvlarını kaybeden genç – yaşlı bedenleri düşünmeden edemedim. Tabii hiçbir zaman birinin eksikliği ya da acısı bir diğerinin şükrü olmamalı, fakat bazılarımız o kadar şanssız ki… Bazılarımızsa onca şanssızlıklar içinde kendini yeniden doğurmayı öyle güzel başarıyor ki…

İnsan psikolojisinin ele alındığı bu roman birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk Edebiyatı’nda bir romancının gözlemi olarak değil de, bir günce olarak kaleme alındığından bir ilk kabul edilmiştir. Bu kısacık romanı okurken, o yılların Türkçesi ile eski bir Türk filmi izler gibi sonuna merakla varmak, hatta birçok kişinin ömründe birkaç kez okumak isteyeceğinden eminim.

Etiketler

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *