YÜKLENİYOR

Ara

HANZADE SERVİ: “ÇOCUK EDEBİYATI ÇOK ZOR VE CİDDİ BİR İŞTİR”

Paylaş

Yaşı kaç olursa olsun, bazı çocuk kitapları var ki gerçekten de insanın içini sımsıcak yapıyor. Aynı her yaştan ruhlar için yazan Hanzade Servi’nin güçlü kaleminden çıkıp, sihirli kelimelerle hayat bulan Kumsal’ın Çizgili Dünyası gibi… Okumaya doyamadığımız, laf aramızda hiç bitmesin istediğimiz bu kitapta Obsesif Kompulsif Bozukluk teşhisi konmuş küçük Kumsal’ın başarı dolu hikayesini okurken biz tabir-i caizse mest olduk. Tudem Yayınları’ndan çıkan Kumsal’ın Çizgili Dünyası’nın yaratık süreciyle ilgili olarak Hanzade Servi ile ikicaybiriacik.com için sözleşip keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Hadi gelin hep birlikte keyifle okuyacağınız bir söyleşiye doğru yola çıkalım…

SÖYLEŞİ: EBRU ALTIN ÇAPÇI

Umacı, Kalamar Pansiyon, Öykü Dinleyen Ağaç gibi birçok kitaba imzasını atan Hanzade Servi ile yollarımız Kumsal’ın Çizgili Dünyası isimli kitapla kesişti. O bizim için adeta kaleminden satırlara dökülen her bir kelimeyi sihirli hale getirmeyi başaran bir yazar. Öyle ki okurken bir an da kendinizi ana karakterin peşinden giderken bulabiliyorsunuz. Hayatında ilk kez bir çocuk kitabı yazmak için Tudem Yayınları’nın önüne bir defter çekmesini sağladığını söyleyen Hanzade Servi’yi hadi gelin hep birlikte daha yakından tanıyalım.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Hanzade Servi kimdir?

1978 doğumluyum. Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, Basın ve Yayın bölümünü bitirdim. Mezun olduktan sonra hep yazarlık yaptım. Animasyon senaryoları, reklam metinleri… Yazarlığın farklı alanlarında çalıştıktan sonra, 2009 yılından itibaren kendimi sadece kitap yazmaya verdim.

“PSİKOLOJİYE OLAN İLGİM KİTAPLARIMA DA YANSIYOR”

Bize göre “Kumsal’ın Çizgili Dünyası” okurunun kalbine sihirli bir güçle dokunmayı başaran kitaplardan bir tanesi. Kumsal Mavidalga’nın İstanbul’da başlayıp Şırılırmak’ta devam eden hikayesini okurken açıkçası hiç bitmesin istedik. Size böylesi keyifli bir kitabı yazdırmaya iten şey tam olarak ne olmuştu? Kitabınızın çıkış noktasından rica etsem okurlarımız için bahseder misiniz?

Takıntıları olan bir karaktere, ilk kez ‘Kora ile Kelebek’ kitabımda yer vermiş ve Kelebek’in takıntılarının sebebini anlamaya çalışırken, yazar olarak gerçekten heyecanlı ve hüzünlü bir yolculuk yaşamıştım. Psikolojiye çok meraklıyım. İnsanları incelemeyi, her kahkahanın, gözyaşının ya da öfkenin ardındaki sebepleri kendimce yorumlamaya çalışmayı severim. Bu, kitaplarıma da yansıyor tabii. Yazarken her karakterin yerine kendimi koymak, bana sınırsız bir empati gücü katıyor. Böylece sadece tek bir sayfada görünen bir karakter bile anlam kazanıyor. Kumsal karakterinin çıkış noktası da kendimi onun yerine koyduğumda hissedeceklerimi merak etmemdi. Dünyaya Kumsal’ın gözüyle bakmak, bana çok şey kattı.

Kitabınızda obsesif kompulsif bozukluk teşhisi konulmuş küçük Kumsal’ın iyileşme sürecinde başından geçenleri büyük bir keyifle okuduk. Özellikle OKB’yi ele almanızın özel bir nedeni bulunmakta mı?

Takıntılarla yaşayan, her yaştan çok fazla insan olduğunu fark ettiğimde, bu konuyu başrole taşıdığım bir kitap yazmam gerektiğini anladım. Takıntılar bazen ufak tefekken, bazen hayatı etkileyecek düzeye gelebiliyor. OKB ile yaşayanları birazcık gülümsetecek ve onlara cesaret verecek bir kitap olsun istedim. Takıntıları olanları anlamayanlar da, kendilerini Kumsal’ın yerine koyduklarında, OKB’nin insanı nasıl etkilediğini görebilecekler. Kitapta profesyonel anlamda bir tedavi sürecine özellikle yer vermedim. Şırılırmak kasabasında, psikologluğu yıllar önce bırakmış Beybora, her konuya kendince çözümler sunan Muhteşem teyze, saat tamircisi Arden abi, aşırı gerçekçi bir arkadaş Esila, istifçi eski Yeşilçam oyuncusu Müzeyyen Pirupak ve yıllar önce yazılmış bir hikaye, Kumsal’a takıntılarını yenmesi için yardımcı oluyor. Bu da kitabın sıcaklığını arttırıyor.

“HERKESİN BİR LANETBOZAR RUTİNİ VARDIR”

“Yazarların kurguladığı dünyalarda gezinirken, takıntılarımın ağırlığından kurtuluyor, sanki bir kuş gibi sayfaların arasında uçuyordum” diyorsunuz küçük Kumsal’ın ağzından. Peki sizin kesinlikle yapmam dediğiniz lanetbozar rutini olan takıntılarınız var mı?

Bence herkesin var. Hayatı etkileyecek boyutta olmadığı sürece, sanırım OKB değil de, küçük batıl inançlar şeklinde bizimle yaşıyorlar. Aklımıza kötü bir şey geldiğinde tahtaya vurmak da bir anlamda lanetbozar rutini. Tahtaya vurduğumuzda, o kötü şeyin olmayacağını düşünüyoruz. Bu kimsenin garipsemediği, normal kabul edilen bir hareketken, aklınıza kötü bir şey geldiğinde beş kere alnınıza dokunup zıplıyorsanız, iş dikkat çekici bir boyuta taşınıp OKB’nin sınırları içine giriyor. Birlikte çıktığımız yolculuk boyunca, Kumsal’ı çok iyi anladığımı da söylemeliyim.

Biz aslında kitabınızda yer verdiğiniz satırlardan dolayı bu sorunun cevabını biliyoruz. Ancak kitabınızı daha okumamış olanları da düşünerek “Hayatın anlamı sizce hangi ayrıntıda gizlidir?” diye sorsak cevabınız ne olurdu?

Beybora, Kumsal’dan kendisine bir öğüt vermesini istediğinde, Kumsal şöyle diyor: “Olabilecek kötü ihtimalleri düşünürken, yaşadığın mutlu dakikaların tadını çıkaramıyorsun ve o mutlu dakikalar, boşuna geçip gidiyor. Oysa hayatın anlamı, her gün gülümseyebildiğimiz anlarda gizli.” Yani kendisi de, takıntılarıyla lanetbozar rutinlerine harcadığı zamanı, aslında mutlu olabileceği şeylerle geçirebileceğinin farkında. Öte yandan şöyle de bir korkusu var. Ya takıntılarımdan kurtulduğumda, sıkıcı birine dönüşürsem? Hayatın anlamını en etkileyici şekilde anlatan bölüm, Arden abinin Kumsal’a hediye ettiği, Bayan Montgomery’nin Çizgili Dünyası kitabının finali… Gerçekten de mutluluk sadece yaşadığımız anda gizli.

“SUYUN BOŞA AKMASI KESİNLİKLE KORKUNÇ BİR ŞEY”

Kitabınızda OKB’nin dışında hepimizin duyarlı olması gereken önemli bir konuyu da yaratmış olduğunuz karakter üzerinden dile getirdiğinizi görüyoruz. Su kaynaklarımız her geçen gün tükenmeye devam ederken bu konuyla ilgili küçük okurlarınızı bilinçlendirmeniz gerçekten çok güzel. Kaldı ki bunu bir takıntıya bağlayarak yapmanız da çok zekice bir kurgu. Yakın gelecekte yaşayacağımız su sorunuyla ilgili olarak özellikle vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Galiba bir gün dünyada suyun bitebileceğine çok ihtimal vermiyoruz; bu sebeple de suyu tasarruflu kullanmaya yönelik kendi önlemlerimizi almak, pek çoğumuzun hayattaki önceliği değil. Bu durum şuna benziyor. Bir kavanoz dolusu şekerimiz varsa, hiç düşünmeden istediğimiz kadar yeriz. Ama kavanozun dibi geldiğinde, bitmesin diye daha az yemeye başlarız. Musluğu her açtığımızda suyun akıyor olması da, bizi böyle bir rehavete sürüklüyor. Oysa herkesin boşa su harcamamaya dikkat etmesi bile, hiç şüphesiz ki büyük bir fark yaratacaktır. Kumsal’ın Çizgili Dünyası’nda buna değinmemin sebebi, bazı takıntıların su israfına yol açtığını fark etmiş olmam. Bu gözlemim, beni gerçekten çok şaşırttı ve biraz da dehşete düşürdü. Kumsal’ın bir dakika boyunca suyu akıtarak, kötü şeylerin olmasını engellemek, ellerini sekiz kez yıkamak gibi lanetbozar rutinleri var ve bu rutinler, onu çok rahatsız ediyor. Bir dakika boyunca suyun boşa akması kesinlikle korkunç bir şey. Öte yandan, Kumsal için bu, ‘boşa’ değil, gerekli. Kötü rüyaları akan suya anlatmakla ilgili batıl inancı düşünün… Yani takıntıların bazıları, kesinlikle su israfına yol açıyor.

Kumsal’ın Çizgili Dünyası’nı yazarken en çok dikkat ettiğiniz şey neydi?

En çok dikkat ettiğim şey, karakterin gerçekçi olmasıydı. OKB ile yaşayanların yalnızlığını silecek, OKB’nin nasıl bir şey olduğunu anlayamayanlara yol gösterecek ve hayatlarında takıntıların hiçbir şekilde yer almadığı insanlara da farklı, heyecan dolu bir okuma deneyimi sunacak bir kitap olsun istedim. Esila’nın gerçekçi öğütleri, Bayan Montgomery’nin Çizgili Dünyası hikayesinin finali, Beybora’nın çözümleri ve Kumsal’ın bizlerle çok samimi olarak paylaştığı duygularının, takıntılara farklı bir gözle bakmamızı sağlayacağını düşündüm. Dediğim gibi kitapta profesyonel anlamda bir tedavi süreci yok. Her şey günlük hayatın içinde yaşandığı ve Kumsal’a sadece dostları yardım ettiği için ortaya OKB’nin başrolde olduğu, sıcacık ve umut dolu bir kitap çıktı. Gönlümden geçen de tam olarak buydu.

“ÇOCUK EDEBİYATINDAKİ YOLCULUĞUM TUDEM YAYINLARIYLA BAŞLADI”

Birbirinden güzel kitaplara imza atan Tudem Yayınları ile yollarınız nasıl kesişti?

Tudem, hayatımda ilk kez bir çocuk kitabı yazmak için defteri önüme çekmemi sağladı. 2008 yılına kadar hiç çocuk kitabı yazmamıştım. Bir gün Tudem’in “Çocukları Güldürün isimli yarışmasının ilanını gördüm ve çok heyecanlandım. Ortanca Balık’ı yazıp yarışmaya gönderdim. Yayınevi Özel Ödülü’nü alıp yayımlanmasının ardından, çocuk edebiyatındaki yolculuğum Tudem ile başladı.

“ÇOCUK EDEBİYATI SİZİ SÜREKLİ DEĞİŞEN HAYATIN TAM MERKEZİNDE TUTAR”

Bildiğiniz gibi çocuk edebiyatı alanında yazılmış çok sayıda eser bulunuyor. Bu anlamda yeni çıkan yayınları nasıl buluyorsunuz?

Bir çocuk kitabı okuduğunuzda, yazarın çocuk edebiyatına bakış açısını da anlayabilirsiniz. Çocuk kitaplarının basit şeyler olduğuna dair düşüncelere sıkça rastlıyorum. Bu düşünce, çocuk kitabı yazarlarını da, herkesin yapabileceği, çok kolay bir işin içindelermiş gibi gösteriyor. Böyle düşünen biri, çocuk kitabı olduğunu sandığı sayfalar yazdığında, maalesef ortaya çocukların zekasını hafife alan, sıkıcı kitap örnekleri çıkıyor. Bunun şöyle bir olumsuz etkisi de var: Çocuk arka arkaya böyle örneklere denk gelirse, kitap okumaktan soğuyor. Çocuk edebiyatı çok zor, çok ciddi bir iştir. Çünkü hayat hızla değişiyor ve bir çocuğun, bir gencin elinden bırakamayacağı bir kitap yazmak için onların dünyasında kalmak zorundasınız. Tam “çocuklar bunu seviyor” dediğiniz anda, ertesi gün bambaşka bir şeyi sevmeye başlıyorlar. Bu anlamda çocuk edebiyatı, sizi sürekli değişen hayatın tam merkezinde tutuyor. Çocuk edebiyatını ‘tavşan ormanda zıplıyormuş’dan ibaret sanan, basit bir şey olarak gören yazarların kitapları beni mutsuz ediyor. Ama az önce anlattığım gibi çocuklarla gençlerin dünyasından kopmayan yazarların kitaplarıysa, her yaştan okurlar için bir hazine.

Sizce iyi bir çocuk kitabı nasıl olmalıdır?

Yetişkinlerin de heyecanla okuduğu, hatta zaman zaman çocuklardan daha çok sevdiği bir çocuk kitabı, iyi bir çocuk kitabıdır. Bu, Narnia Günlükleri’nin yazarı Clive Staples Lewis’in de dile getirdiği bir saptama ve bence çok doğru. Kitaplarımı çocukların da, gençlerin de her yaştan yetişkinlerin de heyecanla okuduğunu duymak, benim hep öncelikli hedeflerimdendir. Çocuk kitapları rafına, kendine kitap bakmak için uğramayı yıllar önce bırakmış yetişkinler için çok üzülürüm. Lütfen bir gün kitapçıya gittiğinizde, çocuk kitapları bölümüne de zaman ayırıp, sizi en çok heyecanlandıran bir kitabı alın. Hayatınıza bir anda karamel kokulu ve büyüleyici bir hipopotam kahkahasının girmesi güzeldir.

“SU GÜNLÜKLERİ SERİSİNİ TÜM OKURLARIMA TAVSİYE EDİYORUM”

Ufukta yeni bir kitap macerası olacak mı?

Yeni kitaplar sürekli ufukta, yanı başımda, bilgisayarımda, defterlerimde… Yakın zamanda, Tudem’in okuma güçlüğü çeken çocuklar için hazırladığı Sen De Oku serisi için kaleme aldığım Peter Pan geliyor! Peter’la uçmak, inanılmaz keyifli bir maceraydı. Ayrıca her yaştan okurlara kahkaha garantili, Su Günlükleri serisinin ikinci kitabı “Ben Kıskanç mıyım?” da yayına hazırlanıyor. İlk kitabın ismi, ‘Biz Arkadaş mıyız?’dı. Ali Benice’nin olağanüstü çizimleriyle, muhteşem bir çizgi film tadındaki Su Günlükleri serisini, tüm okurlarıma tavsiye ediyorum.

Son olarak okurlarımız için bir şey söylemek ister misiniz?

Öncelikle ismiyle yüreğimi sıcacık yapan bu güzel sitenin okurlarına sonsuz sevgilerimi gönderiyorum. Belki içlerinde, beni ilk defa duyanlar olacaktır. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar, onları kitaplarımla bir yolculuğa davet ediyorum…

Etiketler

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *