YÜKLENİYOR

Ara

Paylaş

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın! …ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın…” diyerek kadınları her dönemde yazmaya cesaretlendiren büyük bir yazardı Virginia Woolf. Bugün 20. yüzyıla damgasını vuran İngiliz edebiyatı ve feminist yazının en önemli isimlerinden Virginia Woolf’un doğum günü! Şüphesiz bundan tam 139 yıl önce dünyaya gelen Virginia Woolf, edebiyat dünyamıza kazandırdığı birbirinden güzel eserleriyle yüreklerimize dokunmaya devam ediyor.

Virginia Woolf’un Eserleri

Romanlarının yanı sıra deneme ve eleştiri türünde de eserlere imzasını atan Virginia Woolf, 1915 yılında yayımladığı Dışa Yolculuk kitabından sonra sırayla Gece ve Gündüz, Jacob’un Dünyası, Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Dalgalar, Yıllar, Kendine Ait Bir Oda, Londra Manzaraları, Flush, Bir Köpeğin Romanı, Üç Gine, Perde Arkası, Virgina Woolf’un Günlükleri, Pazartesi ya da Salı isimli kitaplarını yayımlamıştır.

Eğer siz de bizim gibi sıkı bir Virginia Woolf hayranıysanız bu yazımıza mutlaka göz atmanızı öneririz. İşte okumaya doyamayacağınız birbirinden güzel Virgina Woolf kitapları…

Mrs. Dalloway

Virgina Woolf’un en ünlü kitaplarından biri olan Mrs. Dalloway, bilinç akışı tekniğinin en başarılı örnekleri arasında gösterilmektedir. Hikaye bir haziran günü Londra’da geçmektedir. Mrs. Dalloway ve kocasının akşam yemeğine misafirleri vardır. Alışverişten eve dönen Mrs. Dalloway bir gençlik arkadaşıyla karşılaşır sonra da akşam için hazırlanmaya başlar. Buna paralel olarak kitapta travmatize olmuş ve intihar etmek için hazırlanan savaş gazisi Septimus Warren Smith konu edilmektedir.

Acı çeken kendisiydi ama anlatacak kimsesi yoktu…
Mrs. Dalloway

Bunların dışında kitapta birçok bilinç akışı bulunmaktadır. İki başkarakter sürekli kendi düşünce dünyalarına dalıp gidiyor, gerçek dünyadaki olaylar, onları durmadan kendi dünyalarına sürüklüyor. Warren tabii ki korkunç savaşı, Mrs. Dalloway de yaşamı, özellikle de gençliğini ve kaçırmış olabileceği fırsatları düşünür. İnsan 51 yaşında bir gençlik arkadaşını beklerken ve önemli konuklar için hazırlık yapmak zorundayken neler düşünürse işte. Sonunda Mrs. Dalloway akşam yemeği sırasında Warren’ın intihar ettiğini öğreniyor ve kısa bir süreliğine ürküyor. Dolayısıyla daha kötü alın yazıları var diye düşünmekten de kendini alıkoyamıyor.

Orlando

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli.

Deniz Feneri

Yirminci yüzyıl edebiyatına damgasını vuran yazarlardan Virginia Woolf, roman sanatındaki teknik buluşlarıyla, özellikle de bilinçakışı tekniğini ustalıkla uygulamasıyla bilinir. Virginia Woolf’un en otobiyografik romanı olarak nitelenenen Deniz Feneri, yazarın kendi ailesinin izlerini taşır. Sıcak ve içtenlikli bir aile atmosferiyle dokunan roman, sekiz çocukları ve dostlarıyla birlikte bir adada yaz tatilini geçiren Ramsay ailesinin çevresinde döner. Kocasına hayran güzel Mrs. Ramsay, ressam olmak isteyen, yaşı geçkin bekâr Lily, züğürt Tansley, eşiyle çocuklarına duyarsız davranan bencil Mr. Ramsay, Deniz Feneri’nin öne çıkan figürleri. Bu kişilerin karakterlerini ele veren iç monologlarıyla gelişen roman, adanın açıklarındaki deniz fenerine yapılacak gezinin ve Lily’nin elinden çıkacak Mrs. Ramsay tablosunun izleğinde ilerliyor. Woolf’un şiirsel metni adanın seslerini ve görünümleri okura taşırken, I. Dünya Savaşı öncesi İngiltere’sinin geleneksel aile yaşamının felsefi ama son derece özel portresini de çiziyor. Deniz Feneri, Woolf’un kendi çocukluğuyla uzlaşması olduğu kadar yirminci yüzyıl başlarında kadının toplumdaki yerini, evlenmenin kadın yaşamındaki rolünü, kadının hayatta evlilik dışında anlamlı bir hayatı olup olamayacağını derinlemesine irdeleyen, feminist sorunlar üzerine eğilen bir roman.

Kendine Ait Bir Oda

Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler. Büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hala bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı. Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.”

Kadınları korumaktan vazgeçmeniz lazım, onları farklı işler ve farklı uğraşlarla baş başa bırakın; izin verin ki asker olsunlar, denizci olsunlar, otomobil sürsünler, liman işçisi olsunlar… “Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir…
Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

Kendine Ait Bir Oda, Virgina Woolf’un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi’ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap, o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus’u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë’den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına, Shakespeare’in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.

“Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır,” diyen Virginia Woolf’un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.

Dalgalar

Woolf 1920’lerin ortalarında Dalgalar’ı tasarlarken ortaya çıkacak romanın benzeri görülmemiş bir “melez” olacağından emindi. Şiirin coşkunluğuyla nesrin sıradanlığını kaynaştıran soyut ve gizemli bir yapıt, bir “oyunşiir”, olay örgüsü yerine ritimle yazılmış “yepyeni türde bir kitap” vardı aklında. Birçok kişi tarafından yazarın en büyük başarısı olarak görülen Dalgalar, altı arkadaşın çocukluktan orta yaşa dek yaşamlarının; onları kuşatan dünyayı algılayışlarının ve kim olduklarını keşfedişlerinin izini sürer.

İyi ki bu dünyadan bir Virginia Woolf geçmiş. Virginia Woolf #139 yaşında…

Etiketler

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *