YÜKLENİYOR

Ara

Paylaş

Şu sıralar aklımda dolaşıp duran ancak kendime her sorduğumda farklı bir cevapla karşılaştığım bir soru var. “Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?” Açıkçası Serhan Kansu’nun imzasını attığı bu kitabı ilk gördüğümde yüzümde sebepsiz bir tebessüm oluşmuştu. Kimbilir belki sorduğu sorunun insanın içine işlemesi belki de felsefeye dair verdiği birbirinden güzel bilgilerden dolayıydı bu tebessüm. Öyle bir kitap düşünün ki çıkış noktası yalnızca üç nokta ile başlayıp, ardından başına bir cümle yazılmış olsun. Felsefenin büyülü dünyasına doğru yola çıkmamızı sağlayan Serhan Kansu ile ikicaybiracik okurları için biraraya gelerek hem kitabın yaratım sürecini hem de aklımıza takılan soruyu sorduk. Sahi sizce Pervin Teyze nasıl basket oynar? Cevabı merak ediyorsanız eğer siz de bu keyifli söyleşide bize eşlik etmeye hazır mısınız?

SÖYLEŞİ: EBRU ALTIN ÇAPÇI

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Serhan Kansu kimdir?

Çocuk, genç ve yetişkinler için bir şeyler yazan, hikaye, roman, felsefe, deneme, eğitim türünde kitapları olan bir insan. Gölge oyunu, tiyatro oyunu, şiir ve şarkı da yazıyor. Bir de “Felsefenin Çocuk Hali ve Yaratıcı Yazarlık” eğitimleri veriyor. En zayıf yanı kahvaltıda içilen ilk bardak çaya şeker atması, en güçlü yanı sadece ilk bardak çaya şeker atması. Serhan Kansu’nun en güzel yanını soracak olursak hayvanlara ve doğaya elinden geldiğince faydalı olmaya çalışması denebilir. Bir de doğa yürüyüşleriyle bisiklete binmeyi çok sever kendileri. Ben kendime “Serhan” diyorum ama benden söz edenler; yazar, felsefeci, felsefe insanı, eğitimci gibi ifadeler kullanıyor.

AKLI NE KADAR KULLANIRSAK O KADAR İYİ SORULAR SORARIZ

Kitabınızda “Nasıl ki basket atabilmek için önce şut atabilmek gerekiyorsa, yanıtlar bulabilmek için de önce sormak gerekiyor” demişsiniz. Aslında çok da güzel bir konuya değinmişsiniz. Sizce soru sormaktan neden kaçıyoruz? Ya da başka bir deyişle sizce soru sormayı biliyor muyuz?

Bilmediğimizi kabul etmek büyük marifet. Ve bu marifet pek az insanda mevcut. Bilmediğimizi kabul ettiğimiz vakit sormaya, sorduğumuz vakit de öğrenmeye başlıyoruz. Peki soruyor muyuz? Biraz öğrenmekten biraz da kolaya kaçıyoruz sanki. Akıl ve mantık doğru soruları sormamız ve o soruları kendimize de yönlendirebilmemiz için kullanmamız gereken araçlar. Ne kadar kullanıyoruz? Genelleme yapamam tabi ki. Sadece tüm dünyada daha fazla kullanılmasını dilerdim diyebilirim. Özetle aklı ne kadar kullanırsak o kadar iyi sorular sorarız, ne kadar az kullanırsak o kadar az soru sorar hazza ve güdülerimize yöneliriz.

Kitabınızdaki bir sorudan yola çıkarsak eğer sizce mutluluk nedir?

Salt mutluluk olduğuna inanmıyorum. Yani katışıksız, saf… Herakleitos ve Nietzsche’ye biraz yakınım sanırım. Yani soğuk olması gerek ki sıcak olabilsin, üzüntü olması gerek ki mutlu olunabilsin gibi. Tabi Nietzsche kısmen acının elde edilen zaferi tatlandırdığından söz eder, buna da biraz katılabilirim. Ancak bu acı öyle kırbaçla, taşla, sopayla anılacak bir acı gibi algılanmasın. Bu acı, emek vermek olarak algılansın. Yani bir dağın tepesine çıkacaksınız diyelim, bir parmak şıklatmayla oraya ışınlanınca mı yoksa tırnaklarınızla kazıya kazıya o zirveye tırmanınca mı daha mutlu olursunuz? Mücadele de emek vermek de mutluluğun bir parçası. O sebeple “mutluluk nedir?” önce onun ne olduğunu sormaktır elbette. Ardından da mücadele etmek ve ümit etmektir, benim için daha uygun bir cevap. Burada da belki Sisifos akla gelir. Hani Sisifos sonsuza kadar bir kayayı zirveye taşımakla cezalandırılır ve her zirveye taşıdığında kaya tekrar aşağı yuvarlanır ya. Sisifos ortadaki durumun absürtlüğünün farkına varır ancak buna karşı koymanın anlamsız hayatına anlam katacağına inanır. Ve böylelikle gülümsemeye başlar. Saçma hayatına bir anlam katmış ve tanrıların verdiği cezadan acı çekmeyerek kurtulmuş olur ya. Belki de öyle bir şey. Camus’nün dediği gibi “Varolmak başkaldırmaktır.” Mutlu olmak da biraz bu mücadeleyle ilgili sanki.

FELSEFENİN HALK ARASINDA AĞIR BİR KOKUSU VAR

Kitabınızın çıkış noktasından rica etsem okurlarımız için bahseder misiniz?

Ben felsefe eğitimi aldım. Çocuklar için felsefe üzerine hazırladığım projeyle mezun oldum ve ardından bu konudaki eğitimlerim devam etti. Ancak uzun yıllardır çocuklar ve yetişkinler için etkinlikler yapar, eğitimler düzenlerim. Saha deneyimim de yazma deneyimim de hatrı sayılır bir oranda. Aşağı yukarı yazmanın her alanına burnumu soktum. Kimine eser kimine ürün verdim. 20’li yaşlarım çoktan geride kaldı. Kendime ait söylemlerimi temellendirdiğim ve kendi uyaranlarımı daha tutarlı bir biçimde ortaya çıkarttığım bir dönemdeyim. Pek çok felsefe insanı beni takdir ederken bazıları da elbette eleştirir. Ancak derdim az evvel de bahsettiğim gibi Serhanca bir dil oluşturmak ve düşünce üretmek. Diğer yandan felsefenin halk arasında ağır bir havası var, yoğun kokuyor ve insanları uzaklaştırıyor. Aslında öyle değil. Çünkü o koku felsefenin değil herkesin kendi aklının ve korkusunun kokusu. Ve bu koku siz kendi yöntemlerinizi geliştirdikçe hafifleyen, ıhlamur ağacınınkine benzeyen bir koku.

Ben felsefenin dilinin ve kokusunun ağır olmadığını da göstermek istiyorum. Zarif ve eğlenceli bir dokunuşla, anlaşılır ve derinleşmeye çok müsait bir ilk adım atmak istiyorsanız çocuk- genç-yetişkin herkes için “Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?” çok doğru bir kitap. Eğitimlerime doktora öğrencileri ve doçent dostlar da katılıyor. Aralarında felsefe eğitimi alanlar da, akademisyenler de var. Ancak onlar dahi “Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?”ın onlar için ferah bir tazelenme ve kimi için de yenilenme olduğundan söz ediyor. Çocukların da yetişkinlerin de düşünme becerilerini artıracak, içinde felsefe bilgisi ve felsefeyle düşünme pratikleri olan bir eser. Bilmeye dair süreçlerin verimli yönetilmesi ve gelişmesi için oldukça fayda sağlayacak bir kitap. Çıkış noktasından söz etmedik mi? Sanırım çıkış noktası üç nokta şeklindeydi ve başına bir cümle yazılması gerekti. Ben de bir kitap boyunca yazmaya çalıştım. Gördüğüm iyi tepkilerden anladığım üzere sanırım yazabilmişim.

İYİ BİR HİKAYE ÇOK İYİ BİR FELSEFE MALZEMESİ OLABİLİR

Kitabınızı yazarken en çok dikkat ettiğiniz şey neydi?

Farklı kaynaklardan, filozoflardan, akademisyenlerden ve düşüncelerden faydalansam da kendi özgünlüğümü kaybetmemek. Fikir ve soru üretebilmek. Bu kitabın Serhan Kansu’ya özgü olmasını diliyordum ve oldu. Ben tüm kimliklerimden önce bir yazarım yani katkı sunma, yaratıcı olma, özgün olma yükümlülüğüm var. Bu elbette sadece bir yükümlülük değil, kendime olan saygımın da hayata dair anlamlandırmalarımın da yegane kaynağı. O sebeple bu kitabın diğer “felsefe kitapları”ndan farklı olması benim için önemliydi. Ve sanıyorum dünyada bu gibi bir isimle basılmış ve böyle bir içeriğe sahip olan ilk felsefe kitabı “Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?”. Aslında “Felsefe Kitabı” biraz komik bir tabir. İyi bir hikaye çok iyi bir felsefe malzemesi olabilir. Ancak teknik olarak “Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?”ın içinde felsefe bilgisi de yer aldığı için “Felsefe Kitabı” deniyor.

Çocuklar için kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?

Başlangıçta “Çocuklar için yazacağım” diye bir harita belirlemedim. Yazmaya başladım sadece. Ve metinler kendiliğinden bir kategori seçti. Ancak öyle ki yazdığım çocuk kitaplarını yetişkinler de okuyor ve bana mesajlar atıyorlar. Gazetelerde çocuk kitaplarım hakkında haberler yapılırken sıklıkla “sadece bir çocuk romanı değil” gibi sözlerle karşılaştım. Evet arzu ettiğim de buydu. Çünkü metinlerime sadece çocukların farkedebileceği malzemeleri de sadece yetişkinlerin fark edebileceği malzemeleri de serpiyorum. Ki bence iyi bir çocuk kitabı da böyle olmalı. Çünkü bir çocuğa yapılabilecek en kötü şey onun aklını küçümsemek olur. Siz bilemezsiniz hikayenizin ne kadarından o çocuk ne anladı. Ve genelde sandığınızdan çok daha fazlasıyla karşılaşırsınız. Hikayelerim her tekrar okunuşunda yeni bir şey söylüyor okuyucuya. Ne mutlu bugün aynı kitabımı okuyan 7 yaşında da 70 yaşında da 40 yaşında da 20 yaşında da birinden mesaj alabiliyorum.

İYİ BİR KİTAP, OKUNMAYA, OKUNDUKTAN SONRA BAŞLANAN KİTAPTIR

Sizce iyi bir çocuk kitabı nasıl olmalıdır?

İyi sorular sorabilmeli. Kitap bittikten sonra üzerinde uzun uzun düşünülmeli. Kitap bitince düşünme
süreci de bitiyorsa o iyi bir kitap değildir. İyi bir kitap; okunmaya, okunduktan sonra başlanan kitaptır.

Kitabınıza tekrar dönecek olursak eğer sizce Pervin Teyze Nasıl Basket Oynar?

Sizce? Sonsuz olasılıklar dünyası. Kime göre neye göre?

Ufukta yeni bir kitap macerası olacak mı?

Yazma sürecini “Macera” olarak dile getirmeniz ne güzel bir ifade. Gerçekten öyle. Yaratıcılık ve yazarlık üzerine hem gençler hem yetişkinler hem de çocuklar için kapağında kocaman bir at kafası resmi olan “At Atabildiğin Kadar” adlı bir kitabım yayımlanacak. Mayıs ayı ortalarında sanırım matbaaya gitmiş olur. Yetişkinler için de Yaşam ve Felsefe Serisi Spinoza ve Herakleitos’la devam edecek. Yayımlanmak için sırasını bekleyen başka kitaplarım da mevcut, henüz yayınevine göndermediğim ve sakladığım metinlerim de var. Şimdilik ismi saklı kalsın, bir film projesi üzerinde çalışıyorum. Hoş bir sürpriz olabilir.

Son olarak okurlarımız için bir şey söylemek ister misiniz?

Hayvanı ve doğayı sevin. Yoksa insanı ve en başta kendinizi sevemezsiniz. Teşekkür ederim.

Etiketler

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *