YÜKLENİYOR

Ara

Paylaş

Şimdiye kadar pek duyulmamış, son yıllarda ise edebiyat tutkunları için adeta trend haline gelen “Edebiyat Turizmi”nin tam olarak neyi kapsadığını bilmeyenler için hemen belirtelim. Edebiyat turizmi adı üzerinde edebiyatla bir biçimde alakalı şehirlere, kasabalara veya mekanlara yapılan seyahat anlamına gelmekte. Anlayacağınız bir nevi yazarların yaşadığı ya da romanlarının geçtiği yerlere yapılan yolculukları içeriyor.

Düşünsenize kaç edebiyat tutkunu bir kitabı okuyup da o karakterin peşinde kendisini sürüklenip giderken bulmaz ki…

Bir bakmışsınız Paris’te, bir bakmışsınız Dublin’in sokaklarında dolaşıyorsunuz. İşte hayalinizdeki bu imgelemeleri gerçekliğe dönüştürmek için edebiyat turizmi tam da ihtiyacınız olan şey…

Maeve Binchy’nin kitaplarıyla Dublin’in sokaklarında gezinip; hüznün, umudun, hırsın, sevginin ve kırgınlıkların giderildiği o meyhaneyi hatırlamayan kaş kişi vardır ki? Peki sadece Maeve Binchy ile mi geziyorduk o sokakları… Elbette hayır!

James Joyce, Samuel Beckett, Oscar Wilde ve William Butler Yeats’ın müdavimi olduğu, gaz lambasının titreyen alevleri altında, İrlanda viskisi eşliğinde kaleme aldıkları eserleri ve o matruk barı unutmak ne mümkün…

Sahi Paris’in edebiyat başkenti sıralamasında birinciliği kimseye kaptırmamasının nedenini hiç düşündünüz mü? Gelin, birlikte beyin fırtınası yapalım. Asıl neden sizce Victor Hugo muydu yoksa? Yok, yok kesin Alexander Dumas’tır diyenler için hemen söyleyelim, elbette asıl neden ne Hugo ne de Dumas’tan dolayıydı…

Asıl neden elbette ki 1900’lerin ilk yarısında Ernest Hemingway, Gertrude Stein ve elbette ki Muhteşem Gatsby’nin yaratıcısı F. Scott Fitzgerald gibi birçok yazar ve sanatçının bu büyülü şehirde yaşamış olmasıydı.

Her ne kadar edebiyat turizmi ülkemizde daha gelişmemiş olsa da önümüzdeki günlerde bizde de etkisinin büyüyeceğine olan inancımız sonsuz. Bizim için yurt içi olmuş, yurt dışı olmuş farketmez, yeter ki edebiyat turizmine dair bir seyr-ü sefer de bulunayım diyenlerdenseniz, gidebileceğiniz yerlere gelin hep birlikte göz atalım.

İşte edebiyat turizminin göz bebeği olan başlıca iki ülke…

Edebiyatın Başkenti Paris…

Siz, siz olun yolunuzu Paris’e düşürdüğünüz bir günde mutlaka Hotel du Quai Voltaire’e gidin. Bir yanınızda Seine Nehri, diğer yanınızda ise ünlü Louvre Müzesi… Burada konaklamanız şart değil elbette. En azından lobisinde oturup, kahvenizden bir yudum aldığınızda da o havayı rahatlıkla soluyabilirsiniz. Unutmamanız gereken tek şey; Oscar Wilde gibi dünyaca ünlü bir yazarın bu otelde uzun süre yaşamış olması.

Paris’te görmeniz gereken yerlerden birisi de elbette Samuel Beckett ve James Joyce’un yaşadığı bölge olarak da bilinen Ecole Normale Superieure. Godot’u Beklerken’i veya Ulysses’in kahramanlarının yaşadığı bu bölgede dolaşmak ve o havayı solumak eminiz ki sizi bambaşka bir boyuta sürükleyecektir.

Ya Victor Hugo’nun ünlü kahramanı Notre Dame’ın yavaş adımlarla çıktığı kilisenin merdivenlerine yada Marais bölgesinde bulunan La Maison de Victor Hugo’nun bugün müzeye dönüştürülmüş evini görmeye ne demeli?

Ernest Hemingway’i de unutmamak lazım. Zira “Güneş Yine Doğar” isimli eserini yazdığı yerdir, Paris…

Londra’nın asilliği…

Bir yetimhanede gözlerini açarak hayata merhaba diyen ve evlatlık verildiği evden kaçmasıyla birlikte de başından dert eksik olmayan küçük kahramanız Oliver Twist’in bize verdiği dersi unuttuk mu? Tabii ki kocaman bir hayır! “Hayat ne kadar zor olursa olsun, inandıktan ve hayata dört elle sarıldıktan sonra aşılamayacak engel yoktur” diyen Charles Dickens’ın Oliver Twist’i kaleme aldığı, doğduğu şehir Londra’ya ne demeli peki…

Buraya yolunuz düştüğünde ilk olarak Dickens’ın müzeye dönüştürülen Doughy Caddesi’ndeki 48 numaradaki evine gitmenizi öneririz. Böylece Oliver Twist’in nasıl bir ortamda yazıldığını kendi gözlerinizle görüp, hayalini de kurabilirsiniz.

Peki 20. yüzyılda tüm dünyanın sanat camiasını etkileyen tartışmaların yapıldığı Blommsbury’deki Pub’a ne demeli? The Lamb on Lamb adı verilen bu pub’a gidip, kendinize en soğuğundan buz gibi bir bira ıslarlayabilirsiniz. Unutmayın ki bu seçkin sanat camiasının başta gelen isimleri arasında Virginia Woolf, John Maynard Keynes ve Lytton Strachey’in yer aldığını da ayrıca belirtelim.

Hazır oraya kadar gitmişken Virginia Woolf turuna katılmadan da olmaz tabii… Woolf turu kapsamında gidebileceğiniz başlıca yerler ise Bloomsbury’deki British Museum, Deniz Feneri, Orlando gibi eserlerin ortaya çıktığı Monk, Sissinghurst Castle ve ünlü dedektif Sherlock Holmes’un 221b Baker Caddesi’ndeki evi olduğunu da ayrıca belirtelim.

Bundan sonrasında nereye gideceğinizin kararı elbette size kalmış.

O halde şimdiden keyifli bir yolculuk geçirmeniz dileğiyle…


Etiketler

1 Yorum

  1. akdeniz 9 Aralık 2019

    çok keyifli bir anlatım olmuş..
    https://zoomlabakalimm.blogspot.com

    Cevapla

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *